Korona Kabinesi Toplantısı

Şansölye Dr. Angela Merkel

Şansölye Dr. Angela Merkel

Foto: Bundesregierung/Bergmann

ŞANSÖLYE DR. MERKEL: Hanımefendiler ve Beyefendiler, Korona kabinesinin almış olduğu ve çok önemsediğim bir karar hakkında yeniden bilgi vermeye geçmeden önce, güncel durum hakkında bazı düşüncelerimi paylaşmak isterim.

Geride bıraktığımız dört haftalık süreçte, yani katı tedbirlerin ve sosyal temas kısıtlamalarının başlatılmasından bu yana, genel anlamda birçok kazanım elde ettik. Her şeyden önce, üstel artışın önüne geçecek düzeyde yeni enfeksiyon oranının kontrol altına alınması sağlanmıştır. Temel üreme sayısının artık 1’in altında seyretmesi ve farklı tarihlerde iyileşenlerin sayısal olarak artık yeni enfeksiyonların önüne geçmesi, başta tüm yurttaşlarımız sayesinde gerçekleşen bir başarıdır; ki onlar, getirilen tüm kısıtlamalara büyük bir disiplin ve genel anlamda da büyük bir sabırla katlanmışlardır. Bunun için bugün de bir kez daha bütün kalbimle teşekkür etmek istiyorum.

Dolayısıyla iyileşenlerin sayısında artış, yeni enfeksiyonlarda ise azalma söz konusudur ve bu da bir deyime sosyal temas kısıtlamalarının ürünüdür. Fakat her şeye rağmen hâlen bir pandeminin en başında bulunduğumuzu, başlangıç safhasında durduğumuzu ve bu zorluğu aşmanın henüz çok uzağında olduğumuzu bir saniye bile gözden kaçırmamalıyız. Tam da bazı tedbirlerin gevşetileceği bu haftanın başında iken, bu gerçeği tekrar tekrar bilince çıkarmamız gerektiğine inanıyorum. Elbette zor gelecektir. Ama tedbirleri şimdi yürürlükten kaldırırsak, bazılarını esnetirsek, işte o zaman bunun ne gibi sonuçlarının olacağını tam olarak bilemeyiz. İşte bu yüzden de adım adım, yavaşça ve dikkatle ilerlemeliyiz. Çünkü göz göre göre yeniden bir gerileme yaşanırsa, eğer göz göre göre bu ilk kazanımlarımızı tehlikeye düşürürsek, bu çok yazık olur. O nedenle de bir saniye bile işi hafife almamalıyız ya da düşüncesiz davranmamalıyız. Bir saniye de olsa, artık güvendeyiz hissine kapılmamalıyız. Diğer bir deyimle, durumu hafife alarak, ya da artık güvendeyiz hissine kapılarak davranmamalıyız. Aksine; tedbirli ve disiplinli davranmaya devam etmemiz çok çok önemlidir. Burada “biz“ ifadesini kullanıyorsam, her birimizi kastediyorum, bu ülkenin tüm yurttaşlarını.

Şu husus da çok net olmalıdır: Birçok insanın yaşadığı sıkıntıların gayet bilincindeyim. Ebeveynlerin ve çocuklarının sıkıntılarının bilincindeyim, özellikle de bekâr anneler ve babaların sıkıntılarının bilincindeyim. Gastronomi ve otelcilik sektöründeki birçoğunun zorluklarını görüyorum. İş yerlerinin, işletmelerinin, şirketlerinin geleceği için endişe edenlerin sıkıntılarını da görüyorum. Ayrıca bundan sonra nasıl devam edeceklerini bilmeyen çok sayıda sanatçının yaşadığı sıkıntıları da görüyorum. Kiliseler ve dini cemaatlerin beklentilerini görüyorum, ki onlar inançlı insanlara online ibadetin ötesinde olanak sağlamak istiyorlar.  Ayrıca dini ayin ve ibadetlerini artık cemaatleri ile birlikte yaşamak isteyen inançlı insanların özlemlerini de görebiliyorum. Toplanma hakkı ve gösteri düzenleme gibi özgürlük haklarını yeniden kullanabilme yönünde acil ihtiyaçların bulunduğunu elbette görüyorum. Ve nitekim yanlız olup, yanlızlıklarını bu dönemde çok, çok daha yoğun olarak hisseden insanların sıkıntılarının da bilincindeyim. Tüm bunlar şu anlama da geliyor ki, bu pandemi ülkemizde herkes için oldukça ağır bir yükü beraberinde getirdi – ister birey olarak olsun, ister topluluk olarak. Ama aynı zamanda şuna inanıyorum ki; bir taraftan tüm bu sıkıntılara, öte yandan var olan umut ve beklentilere, istek ve taleplere yanıt vermenin en iyi yolu, özellikle pandeminin bu başlangıç döneminde sert ve katı tedbirleri uygulama gücünü ortaya koymaya devam etmemizdir.

Geçtiğimiz Çarşamba günü Eyalet Başbakanları ile birlikte, en az 3 Mayıs tarihine kadar kuralların geçerli olmasını kararlaştırdığımızı bir kez daha hatırlatmak isterim: Açık alanlarda 1.5 metre mesafe, ev ortamında sadece kendi hane halkı ile birlikte bulunma, açık alanlarda yine sadece kendi hane halkı ile birlikte bulunma veya kendi hanelerinin dışından bir kişi ile birlikte bulunma, turistik amaçlı geziler yapmama, dolayısıyla uzak mesafeli seyahatler gerçekleştirmeme.

Benim kaygım ve bir deyime de çağrım şu yöndedir ki, başlangıç sürecinde bulunduğumuz bu salgın ortamında oldukça temkinli olmalıyız ve dikkatimizi dağıtmamalıyız. Eyalet Başbakanları ile gerçekleştirdiğimiz tüm konuşmalarda bu konuyu net olarak ifade ettim ve ediyorum. Hep birlikte kendimize tanıdığımız hareket alanı ise olabildiğince dar bir çerçevede kullanılmalıdır, had safhaya kadar değerlendirilmemelidir. Bu hareket alanı ise ağırlıklı olarak eyaletlerde kabul edilen Genel Kararnameler ile ve Enfeksiyona Karşı Koruma Kanunu’nun belirlediği yetkiler çerçevesinde uygulanmaktadır. Zira aksi hâlde; gevşetilen tedbirleri net olarak takip edememe riskini almış olacağımıza inanıyorum. Sonuçta hâlen her gün karşılaştığımız durum aldatıcıdır; çünkü bugün itibarı ile başlatmış olduğumuz – hep birlikte mutabık kaldığımız, mağazaların açılması uygulamasının ‑ enfeksiyon sayıları bakımından ne anlama geleceğini, ancak bundan 14 gün sonra göreceğiz, daha önce değil. Konuyu zorlaştıran işte tam da budur.

Federal yönetim ve eyaletler, eyalet başbakanları ve tüm yurttaşlar, ben ve Federal Hükûmet olarak hep birlikte şu görüşte birleştiğimize inanıyorum ki; kapsamlı ve genel bir kapatma tedbirinin tekrarı olmayacaktır, bu tedbiri yeniden uygulama zorunluluğu doğmayacaktır. Fakat enfeksiyon rakamlarında yeniden üstel bir artış gerçekleşirse, bunun sonucu elbette tam da bu olacaktır. Böylesi bir durumda kaçınılmaz olarak, hastanelerimizde de şimdiye kadar görmediğimiz ölçüde sıkıntılı acil durumların oluşması sonucu da doğacaktır. Oysa bizler aksine, diğer ülkelerde yaşanan o dramatik gelişmelerin oluşmasını önlemeyi hedefliyoruz ve elbette ön hastalıkları olan ve yaşlı insanları da tehlikeye düşürmek istemeyiz. Ama öte yandan onları aylarca izole etmek, ya da diğer bir deyimle “eve hapsetmek“ de istemiyoruz. Çünkü bu asla bizim insanlık anlayışımızla bağdaşmayacaktır.

Dolayısıyla; gerilemenin önüne geçilmesi, tekrar katı tedbirlere başvurma zorunluluğunun önlenmesi, sadece pandemi ile mücadelenin bir gereği değil, aynı zamanda ekonomimizin ve toplumsal yaşamımızın gelişmesi bakımından da menfaatimize olacaktır. Bunda hiçbir kuşkum yok. İşte bu yüzden de; bundan sonra da kararlı ve disiplinli olmaya devam etmemiz gerektiğine her defasında yeniden vurgu yapmaktan ve bu doğrultuda hareket etmekten vazgeçmeyeceğim. Üreme katsayısını ne kadar kalıcı ölçüde sıfırın altında tutabilirsek, kamusal, toplumsal ve ekonomik yaşantımızı da aynı ölçüde ve kalıcılıkta canlandırabiliriz. Ki her birimizin ortak menfaati de bu yöndedir.

Mevcut durumun başarı ile üstesinden gelebilmek için her şeyden önce, tüm enfeksiyon zincirlerinin titizlikle takip edilebilir olmasına ihtiyaç vardır, ki uluslararası deneyimler bize bunu gösteriyor. Bu şu demektir: Yeni enfekte olan her kişiye, diğer hangi kişilerle temasta olduğu sorulmalıdır. O kişilerin tamamı da karantinaya geçmek zorunda. Ancak bunun başarılması, kamusal sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi şartına bağlıdır. Bu doğrultuda federal yönetim ve eyaletler arasında 25 Mart’ta yapılan istişareler sonucunda, nüfus dağılımı olarak her 20.000 kişiye 5’er uzmandan oluşan en az bir temas takip ekibinin görevlendirilmesi belirlenmiştir.

Görüşmelerimiz sonucunda; Federal Sağlık Bakanlığının finansmanı ile ve kamusal sağlık hizmetlerinin desteklenmesi için, temaslı kişilerin takibi ve yönlendirilmesi alanında 105 adet mobil ekibin eğitilerek, sahada takviye olarak görevlendirilmelerini birlikte belirledik. Konu eyalet yönetimleriyle de bugün görüşüldü.

22 Nisan’dan itibaren eyaletlerde bildirim yükümlülüğü başlatılacaktır, şöyle ki; bu görevlerini henüz yerine getiremeyen yerel sağlık daireleri bu durumu eyalet denetleme makamlarına iletecekler ve bizim tarafımızdan bu sorunun giderilmesi sağlanacaktır. Örneğin Brandenburg eyaletinde bu tür filyasyon çalışmalarında Federal Ordu destek vermektedir. Nitekim bu çalışma, sağlık alanında spesifik bir ön bilgi gerektirmeyip, telefon zincirleri üzerinden yürütülmektedir.

Robert-Koch-Enstitüsü bünyesinde “Yerel Sağlık Hizmetleri İletişim Merkezi“ adı altında, 10 farklı sağlık dairesine hizmet verecek olan, 40 çalışanın görevlendirileceği bir birim inşa edeceğiz.

Tüm bunlar kulağa fazlasıyla teknik gelebilir. Ama bu tür salgınlar üzerinde çalışmış olan Uzak Doğu ülkelerinden, Güney Kore’den; tam da bu enfeksiyon zincirlerinin, üstelik tek tek her birini başarılı bir biçimde takip edebilmemizin kritik önem taşıdığını biliyoruz. Böyle olursa, virüsün yayılımını gerçek anlamda durdurmamız mümkün olacaktır. Takibi daha iyi bir düzeye çekemezsek, tedbirlerin esnetilmesi arzu edilen etkiyi göstermeyecektir. Daha önce de dendiği gibi, temel üreme katsayısının olabildiğince kısa bir sürede ve olabildiğince başarılı bir ölçüde aşağı çekilmesini hedefliyorum.

Teşekkür ederim. Bugünlük bu kadar.

SORU SCHULER: Sayın Şansölye, bugün CDU başkanlık kurulunda sizin ‘açılmayı tartışma alemleri‘ ifadesini kullandığınız haberi yayıldı. Birçok insanın normal hayata dönüş arzusu karşısında bu ifadenin uygun düştüğünü düşünüyor musunuz?

ŞANSÖLYE DR. MERKEL: Öncelikle bu isteği anlıyorum. Zaten az önce bunu ayrıntılı olarak da ifade ettim. Daha önce burada defalarca karşınıza çıktım ve şunu söyledim: Benim için, ilerleme kaydettiğimiz haberini herkese bildirmekten daha büyük bir memnuniyet olamaz. Zaten bugün hep birlikte ilk adımları da gördük.

Ama, bu ilk aşamadaki gevşetmeden hareketle; fazlasıyla hızlı davranılırsa, sonrasında güvendeyiz hissine kapılıp, akabinde de ondört gün sonra hiçbirimizin arzu etmediği bir sonuçla karşılaşabileceğimiz uyarısında da bulundum. Buna içtenlikle inanıyorum. Çünkü – geçenlerde bay Tschentscher’in kullandığı ifade ile – ince bir buz tabakasının üzerinde ilerliyoruz. Temel üreme katsayısı 1’in sadece biraz üzerinde seyrederse dahi, sağlık sistemimizin sınırlarını yeniden zorlar hâle geleceğimizi biliyoruz. Aynı noktada bütünleştirmemiz gereken iki öge var: Bir taraftan insanlara, ihtiyaç duydukları tıbbi tedavi olanaklarını sağlayabilmek için, sağlık sistemimizin sınırlarını zorlamamalıyız. Öte yandan elbette, mümkün olan her yerde tedbirlerin gevşetilmesini istiyoruz.

Bu görevin üstesinden gelmeliyiz. Kaldı ki, bu çok çok ağır salgını atlatmanın en iyi yolu da budur. O nedenle herkesi anlayabiliyorum. Ama şunu da söylüyorum: İzlenecek en iyi yol, şimdi temkinli olmaktan ve konuyu hafife almamaktan geçer.

SORU DR. DELFS: Şayın Şansölye, yine konuya ilişkin olacak: Az evvel bir kez daha son derece ciddi sözlerle uyarıda bulundunuz. Acaba sizi huzursuz eden tam olarak nedir? Sadece bugünden itibaren birçok bölge mağazaların tekrar açılıyor olması ve buna bağlı olarak riskin yeniden yükselişe geçme ihtimali midir?

Yoksa bunun yanında; gündemin hâlen genel anlamda bir parça yanlış bir yöne doğru kaydığını mı düşünüyorsunuz? Mutlaka kendi izlenimleriniz de vardır. Berlin sokaklarına, parklarına baktığınızda, bu güzel havada aslında epey bir kalabalığın açık havada olduğu izleniyor. Acaba insanlara yeniden daha farklı mı hitap etmeli, daha fazla üsteleyerek? Bu riskin devam ettiğini pratikte nasıl aktarabilirsiniz?

ŞANSÖLYE DR. MERKEL: Sonuçta 800 metrekare büyüklüğüne kadar olan mağazaların açılması kararına ben de iştirak ettim. Bu genel bir mutabakatla gerçekleşti ve o kararın ayrıntılarını da sizlere sunduk.

Ancak edindiğim izlenime göre, geçtiğimiz Çarşamba gününden bu yana; bugün itibarı henüz hiçbir zemine dayanmayan ve hiçbirimizin de somut bir beyanda bulunamayacağı bir güvende olma imasını içerir yönde bir tartışma gündemi gelişti. Çünkü alınan kararların nasıl bir anlam taşıdığını ancak 14 gün sonra öğrenmiş olacağız.

Çarşamba günü aldığımız kararın akabinde – yani aynı hane halkının açık havada kendi evlerinin dışından sadece bir kişi ile birlikte bulunabilecekleri, ama bunun dışında herkesin kendi hane halkı ile birlikte kalması gerektiği yönündeki karar sonrasında – diğer hususların sanki biraz arka plana kaydığı, o nedenle tekrar dikkatimizi çekecek ön plana çekilmesi gibi bir izlenim edindim.

Şimdi örneğin mağazaları açma kuralını geniş tuttuğumuz ölçüde, diğer kesimler de doğal olarak gelip, ‘Tabii, birine neredeyse her şey veriliyorsa, o zaman bana neden birşey yok?‘ diyeceklerdir.

Kiliseleri de anlayabiliyorum. Dini hizmetlerini tekrar sunabilmek elbette onların meşru beklentileridir. Hepimizin önünde duran ortak görevimiz, pandemi ortamında uyarlanmış biçimde toplumsal yaşamın yeniden tesis edilmesidir. Uygun bir aşıya ulaşılması daha çok uzun bir zaman alacaktır. Dolayısıyla herhangi bir sektörü ele alıp, söz gelimi tüm hakları ona sağlamak doğru olmayacaktır. Aksine; toplumun tüm farklı katmanlarına bu ilerlemede bir nebze karşılık vermek gerekir. Hıristiyanların, Müslümanların ve Yahudilerin haklı isteklerine ülkemizde bir parça alan açmak gerekir.

Bunun yanında ebeveynlerin haklı beklentilerini de görmek gerekir. Bu konuyu; tekrar üstel artış tablosunun oluşmasına yol açacak bir ölçüde temas sayısını yükseltmeden, dengeli bir uyum dahilinde başarmalıyız.

Bugün ihtar edici nitelikte beyanda bulunduğum doğrudur. Amacım; onca mesafe katettikten sonra, henüz yolun sonuna gelmediğimizi, dağın zirvesine henüz ulaşmadığımızı ve elde olanı tehlikeye düşürmememiz gerektiğini netleştirmekti. Kişisel görüşüm şudur: Eğer biz kalkıp da, ‘şimdi bunlar maalesef iptal edilmeli‘ deme noktasına gelirsek, işte bu çok yazık olur.

SORU DUNZ: Sayın Şansölye, Eyalet Başbakanlarının başlattığı, tedbirlerin gevşetilmesi yönünde ilerleyen bu gündemin hız kazanmasının nedeni nedir sizce? Acaba herkesin kendi eyaletinde kendi konumunu parlatmak için yürüttüğü öne çıkma yarışı mıdır? Yoksa iş dünyasından gelen bir baskı mı söz konusudur?

Haksız rekabetin oluşabileceğinden ve Almanya genelinde maske mecburiyetinin olup, olmaması yönünde bir belirsizliğin doğabileceğinden endişe ediyor musunuz?

ŞANSÖLYE DR. MERKEL: Maskeler konusunda geçen sefer, önceki açıklamalarımıza göre çok daha ileri bir noktaya ulaştık. Zaten artık çok daha yüksek sayıda maske mevcut. Durum değişti. Ayrıca eyaletler de artık peş peşe şunu söylüyorlar: En azından toplu taşıma araçlarında - - mesafenin hiçbir şekilde korunamadığı ortamlarda. Konuya ilişkin bugün de bazı eyalet ve belediyelerde uygulamaların güncellendiğini gördük.

Genel anlamda baskının anlaşılır nedenlerden ötürü çok, çok yoğun olduğuna inanıyorum. Ki bu da çok anlaşılır: sanatçıları duyuyorsunuz, anne-babaları duyuyorsunuz. Ve ifade ettikleri de gayet makul. İçinden geçtiğimiz bu dönem, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana asla, asla yaşamadığımız bir dönemdir.

Elbette herkes kendi açısından değerlendiriyor: Ne kadarının sorumluluğunu taşıyabilirim, ne kadarı fazla olur? Ama fazlasıyla hızlı ilerlemek de yanlış olabilir. Benim endişem budur. Benim tercihim, ulaştığımız bu dengeli yolun ‑ ‑ ‑ Bakın, halka açık parklar bizde hiçbir zaman kapatılmadı. Bunlar Avusturya’da kapatıldı ve Fransa’da hâlen kapalı. İtalya’da parklara girilemiyor. Bizde ise dışarıya çıkmak her zaman mümkün olmuştur, üstelik günde bir, iki saat ile kısıtlanmaksızın. Hep birlikte başarıyla izlediğimiz bu yolu tehlikeye düşürmeyelim istiyorum. Yaklaşımım budur.

Ama yine de diğerlerinin sıkıntılarını ve diğer kesimlerin doğal olarak savunduklarını görmüyor değilim: “Bazıları satış yaparken, ben neden hâlâ çalışamıyorum?“ Biz bunu daima gerekçelendirmek ve elbette tartışmak zorundayız. Bu konuların toplumsal düzeyde tartışılmasına karşı hiçbir itirazım yok. Ancak bu tartışmalara Şansölye olarak kendi tutumumu sunmayı da görev bilirim. Örneğin bu tutumun dayandığı maddelerden biri; tedbirlerin gevşetilmesinden ve bunun sonuçlarından da bahsetmiş olan Leopoldina’nın hep savunduğu şu husustur: Enfeksiyon zincirleri tek tek takip edilebilir olmak zorundadır.

Samimi olmak gerekirse: Bugün itibarı ile henüz bunu yapabilecek durumda değiliz. Eğer öyle olsaydı, hissiyatım çok daha iyi olurdu. Dolayısıyla işin bu ikinci kısmını da – sadece tedbirlerin gevşetilmesini değil, aynı şekilde bulaşma zincirlerinin takibini de - büyük bir titizlikle yürütmek zorundayız. Bu bağlamda da her bir vaka kritik öneme sahiptir.

SORU: Sayın Şansölye; Federal Kalkınma Bakanı Müller Çin Hükûmetine çağrıda bulunarak, Vuhan laboratuvarlarındaki muhtemel gelişmeler hakkında bilgi vermesini talep etti. Federal Hükûmet dahilinde bu konu istişare edildi mi? Konuya ilişkin sizin görüşünüz nedir?

ŞANSÖLYE DR. MERKEL: Hayır, bu önceden istişare edilmiş bir konu değildir. Federal Hükûmet bünyesinde konuyu görüşmedik.

Bu tartışma uzunca bir süredir devam etmekte. Ben şuna inanıyorum: Bu virüsün oluşum sürecini netleştirmeyi Çin ne kadar şeffaf yürütürse, tüm dünyada hepimiz de o ölçüde bundan faydalanır, kendi bilgimizi geliştirebiliriz. Ama bu konuya özel bir tartışma gündemimizde olmadı.

SORU BLANK: Sayın Şansölye, az önce insanların, yurttaşların sıkıntılarından, ama aynı zamanda şirketlerin ve gastronomi sektörünün zorluklarından bahsettiniz. Hâlihazırda bir takım farklı yaklaşımlar öne çıkmakta: Gastronomi sektörü için Katma Değer Vergisi oranının düşürülmesi veya kısa çalışma ücretlendirilmesinin artışı gündemde. Bu konularda siz kendinizi nasıl konumlandırırsınız? Acaba bu düğümü çözmek için, Çarşamba akşamı koalisyon kurulunu mu toplamak gerekir?

ŞANSÖLYE DR. MERKEL: Koalisyon kurulunda bu konuları mutlaka ele alacağız. Sadece şimdi dikkat etmemiz gereken, her hafta yeni bir tedbiri kararlaştırıp, ertesi hafta yine farklı bir tedbire yönelmememizdir. Aksine, öncelikle iyice düşünmek gerekir: Bulunduğumuz nokta nedir? Sorunlar nerede? Gastronomi sektöründe örneğin işletmeler bir gün yeniden açıldığında durum o yönde olabilir. Fakat şimdilik en öncelikli konumuz bu değildir. Örneğin kısa çalışma ödeneklerinde bu söz konusu olabilir, olacaktır da belki, her ne kadar orada da çok farklı değerlendirmeler de olsa. Örneğin gastronomi branşında – hizmet sektörünün genelinde olduğu gibi – oldukça düşük ücretli çalışanlar var. Ama öte yandan, toplu sözleşmelerin bağlayıcı olduğu şirketler de mevcut, ki orada çalışma ücretlerine %100 oranında takviye ödenek sağlanıyor. Sanat üreticileri ve birçok diğer kesimlerimiz de mevcut. İşte bu yüzden, Çarşamba günü bu konuları mutlaka ele alacağımızdan yola çıkıyorum: Harekete geçme ihtiyacı potansiyel olarak hangi noktalarda bulunuyor, dikkatimizi nereye vermeliyiz?

Alınan tedbirler elbette henüz çok kısa bir süreden beri yürürlükte. Şimdi dikkat edilmesi gereken konu; fazlasıyla kısa aralıklarla her defasında bir tek grubu merceğe almak yerine, genel tablo hakkında bir izlenim edinmemizdir.

SORU WILP: Sayın Şansölye; pandemi konusunda örnek olacak şekilde davrandığını sıkça söylediğiniz Güney Kore’yi model olarak da övmektesiniz. Almanya’da genel geçerli bir maske takma zorunluluğu neden yok? Bazı eyaletlerin ve belediyelerin bu konuda önde gittiklerini söylediniz. Ama bana göre sizin şahsi tutumunuz çok açık ve net olarak yansımadı.

İzninizle ikinci bir sorum daha olacak. Sonuçta bu tedbirlerden siz de etkilendiniz. Acaba öğrenebilir miyim: Hafta sonunu siz nasıl geçirdiniz? Açık havaya çıkmaya cesaret ettiniz mi? Berlin’de miydiniz, yoksa Uckermark’a mı gittiniz?

ŞANSÖLYE DR. MERKEL: Şimdi tam olarak hangi dakikayı nerede geçirdiğimi söyleyecek değilim. Ama belirlenen veya belirlenmiş olan tüm kurallara uyduğum kesindir.

Maskelere gelince: Öncelikle bu, Federal Hükûmetin yetkisinde olan bir konu değildir, ancak bunu bahane ederek, cevap vermekten kaçınmak istemiyorum. Biz şunu söyledik: Konuya uygun olarak kullanıldığında, ev yapımı basit maskelerle de katkı sağlanabilir. Ancak uygun kullanım hususunu bir kez daha vurgulamak isterim: aralıksız fazla uzun süre ile takılmamalı, yüksek ısıda sıkça yıkanmalı veya başka türlü virüslerden arındırılmalı. Ayrıca – yine dört hafta öncesine göre çok farklı olarak, bu mecburiyeti getirdiğimiz her bir yurttaş için, en az bir, hatta birden fazla bu tür maskeleri temin edeceğimizi sağlamak zorundayız. İşte böylesi bir adımın zamanlamasını belirleyen kriterler biraz da bunlardır. Kaldı ki o zaman şunu da düşünmek gerekecektir: Bu uygulama tam olarak nerede zorunlu olacak? Örneğin tek başıma parkta yürüyüşe çıkıp, diğerleri ile aramda geniş mesafe bıraktığım bir ortamda bu o kadar gerekli midir, emin değilim. Ama eğer toplu taşıma araçlarını kullanıyorsam, bunu talep etmek için iyi nedenler var, şayet yeterli sayıda maske mevcut ise.

SORU DR. RINKE: Sayın Şansölye, Perşembe günü gündeminizde yeniden bir AB telekonferansı olacak. Koronavirüs salgından en çok mağdur olan ülkelere hangi şekilde destek sağlanabileceği çekişmesi ile ilgili olarak artık bazı uzlaşma önerileri bulunuyor ve bu konunun Avrupa Birliği bütçesi ve ortak AB tahvilleri ile yürütülebileceği konuşuluyor. Sizin açınızdan bu izlenebilir bir yol teşkil eder mi, örneğin İtalya ve İspanya’ya yardım etmek için?

ŞANSÖLYE DR. MERKEL: 122’nci maddenin 2’nci fıkrasında düzenlenen enstrüman sayesinde; üye ülkelerin üstlenecekleri garantiler aracılığı ile ülkelerin tahvil çıkarmaları ve bu fondan örneğin kısa çalışma ödeneklerini gayet tabii finanse edebilecekleri bir araç elimizde mevcut. Bu tür enstrümanlara gelecekte de başvurulmasını düşünebilirim. Bununla birlikte genel ve ilkesel olarak belirtmek isterim ki; Almanya’nın dayanışması sadece istekte kalmayıp, uygulamaya da yansıyacaktır. Ancak bu, yürürlükte olan sözleşmeler çerçevesinde gerçekleşmek zorundadır. Ayrıca elbette dikkate alınmalıdır ki, bütün ülkeler gibi Avrupa Birliği’nin tüm üye ülkeleri de kendi kabahatleri olmaksızın bu duruma gelmişlerdir. Burada hepimizi etkisi altına alan bir pandemi söz konusudur. Hiçbir şekilde ekonomi politikalarında bir nevi yetersizliğin ya da diğer şeylerin sonucu değildir. Bunun dışında uzun vadede; ancak Avrupa iyi durumda olursa, Almanya’nın da iyi durumda olabileceği ilkesini her zaman esas almışımdır. Bu şu demektir ki, Avrupa’nın genel manada iyi durumda olması sadece dayanışmanın bize emrettiği değil, aynı zamanda ve eşit ölçüde kendi çıkarlarımızın da bir gereğidir. Bizler de buna uygun olarak davranacağız. O nedenle de bunu her defasında özellikle vurgulamak durumunda kalmam, adeta içimi acıtıyor. Oysa benim için bu tartışmasız bir gerçektir.

Maliye bakanlarının üzerinde anlaştıkları paket 500 Milyar Euro değerinde olup, şimdi hayata geçirilmek zorunda. Akabinde yeni bütçenin; en son fiziki olarak Brüksel’de biraraya gelip, orta vadeli mali projeksiyonları tartıştığımızdan daha farklı bir görünümde olacağını çok net olarak tahmin edebiliyorum. Sanırım bu herkes için geçerli. Bu bütçe daha farklı bir görünüme sahip olacaktır. Salgın sonrası ilk yıllarda bütçenin çok farklı mali olanaklar içerebileceğini de gayet net olarak öngörebilmekteyim. Ancak bu da yine mevcut sözleşmeler dahilinde olmak zorundadır. Yeni sözleşmeler üzerinde de istişare edilebilir, ama öyle olursa, çözüme ulaşmamız iki, üç yıl kadar zaman alabilir. Oysa bu pandemiye verilecek ivedi yanıtlara ihtiyacımız olacak. Almanya, bu yanıtlara dayanışma içerisinde iştirak edecektir – hâlihazırda sahip olduğumuz 500 Milyar Euro değerindeki tedbirin ötesinde bunu yapacaktır.

Teşekkür ederim!



Schlagwörter